Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Mayıs 2012

Az maaş alıp birde üstüne “15 saat çalışıyorsunuz,2 ayda tatiliniz var” deyip horlanmaktır.

Ders saati haricinde yapmanız gereken soru hazırlamak,yazılı kağıdı okumak,not girmek,anket yapmak,plan yapmak,veli ile görüşmek gibi onlarca iş görmezlikten gelinerek “memur 40 saat çalışıyor, siz 15 saat” denilerek diğer memurlarla kıyaslanmaktır.

Üniversite mezunu olupta lise mezunu bir hizmetli ile aynı maaşı almaktır.

Hep fedakarlık beklenen ama çoluk çocuğundan yıllarca uzak çalışmak zorunda bırakılarak “ne olacak canım 2 aycık sabrediverin” diyerek avutulmaktır.

Kendi çocukları babasız günler geçirirken öğrenciler öğretmensiz kalmasın, öğrenciler mağdur olmasın ikileminde bırakılmaktır.

Üniversite mezunu hiçbir memurun olmadığı kadar statüsü düşük bir meslekte çalışmaktır.

Kendi bakanlığı tarafından sahip çıkılmamak,aşağılanmaktır.

Read Full Post »

* Her öğretmen gibi benimde amacım kendi dersimi en iyi şekilde öğretmek ve bunun yanında kendi hayat tecrübemi,doğru bildiklerimi sizlere aktarmaktır.Kimsenin kara kaşına, kara gözüne not vermiyorum.

* Öğrencilerimle her zaman arkadaş gibi olurum,muhabbet ederim,güleryüzlü davranmaya çalışırım. Ama bunu suistimal edip derste gürültü yaparsanız veya bu “hoca yüzümüze gülüyor bana yüksek not versin” anlayışına düşerseniz hata edersiniz..Ne demişler dostluk başka,iş başka..

* Yıl içinde en çok değer verdiğim şeylerden birisi bir öğrencinin dersteki durumu,dersi takip etmesi, dinlemesi,anlamaya çalışmasıdır. Anlamasa bile derste konuşmaması,diğer öğrencileri rahatsız etmemesidir.
Dersi çok iyi anlamayabilirsiniz, ama derste sürekli konuşup beni bağırtıyorsanız,dersi dinleyen diğer öğrencileri rahatsız ediyorsanız benden düşük not alırsınız.

* Yıl içinde,derse yeterince katılmayıp,tahtaya kalkmayıp, not tutmayıp yıl sonu gelince benden veya diğer öğretmenlerden sözlü notu istemeyin. Çok çirkin bir davranış.Bunlar benim sözlü notumu etkilememektedir.

* “Hocam ben geometriyi yapamıyorum,beni geçirin” gibi ajitasyonlar yapmayın. Dilencilik gibi bir şey bu.Öğrencinin yapamayacağına inandığım konuyu ya kolaylaştırarak anlatıyorum veya hiç anlatmıyorum.Çünkü ben dersi sınıfın seviyesine göre anlatmaya çalışıyorum. Sözelciye, sayısal veya eşit ağırlık sınıflarına anlattığım şekilde ders anlatmıyorum.Sözel ve eşit ağırlıkçılara sayısalcılara göre daha kolay,yapabilecekleri şekilde, seviyelerine uygun sorular sormaya gayret ediyorum.Her sinifi kendi konumunda değerlendiriyorum.

* Gayret eden,çalıştığına inandığım öğrencilere zaten gereken kanaat notunu kullanıyorum.”Hocam sözlüme 100 verseniz takdir-teşekkür alıyorum” gibi sözler bana göre gereksiz sözlerdir.

* Yıl içinde veliniz dönemde bir defada olsa gelip ziyaret etsin. Yıl içinde hiç gelmeyen hele hele veli toplantısına hiç gelmeyen veli sene sonunda sözlü notu zamanı hiç gelmesin..

* Her zaman söylediğim gibi “Çalışmayan öğrenci kopya çekemez.”  Kopya çekmek istiyorsanız iyi çalışın. Kopya yazarken de bir çok şeyi öğrenebilirsiniz.  Yazılı öncesi ve yazılıda kopya çekebilmek için izin istemeyin.

* Kopya çekecekseniz bile kendi kendinize bir şeyler yapmaya çalışın. Kendi kopya çekmeye çalışan öğrenciye başkasından kopya çekmeye çalışan öğrenciden daha çok saygı duyarım.

* Çözemediğiniz soruları ders boşluklarında ve teneffüslerde sorabilirsiniz,size yardımcı olurum. Ama sormuş olmak için veya soru sorayım ki hoca bana iyi not versin gibi niyetler ile beni meşgul etmeyin.

* Yazılı esnasında sağdan soldan silgi istemeyin.Sınıfta havada silgi uçuşması beni sinir ediyor bu konuda sert önlemler almayı düşünüyorum.

* Yazılı esnasında sorular hakkında “bu neydi” gibi salak ayağına yatıp sorular hakkında açıklama sormayın, gerekli gördüğüm açıklamaları ben yapıyorum.Yazılıda ben sana soru soruyorum sen bana değil..

* Yazılıda bir şey bilmiyorsanız saçma sapan şeyler yazmayın, sorudaki rakamlar ile bir kelime bir işlem oynamayın.Hele hele kağıda ne yaptığınızı bilmeden “hocam 9 soru yaptım 10 aldım” muhabbeti yapmayın. Doğru yaptığınız soruya puan alıyorsunuz saçma cevaplara değil.

* Yazılıda kopya çekebilmek için gereksiz gürültü yapıp,ortamı kaynatmak için soru sorup, karşınızdakini salak yerine koymayın. Gerçekten bir hata varsa sessizce gelip veya beni çağırıp sorabilirsin.

* Bütün gayretime rağmen bir öğrencinin dersten kalması beni mutlu etmiyor tam tersi üzüyor buda biline.

* Boş, amaçsız,derse öylesine gelen,hiçbir derse ilgi göstermeyen öğrencilere sinir olurum.Okulda hiçbir şey, hiçbir ders sana hitap etmiyorsa,devam sorunun varsa,bazı şeyler zor geliyorsa açık liseye gidebilirsin.

* Dersten geçemeyeceğim endişesiyle Matematik veya Geometriden Yıllık ödev alıp, yazılıda nasıl olsa iyi not aldım deyip yıllık ödevini teslim etmeyen öğrencilere hiç acımayacağım.

* Ve son olarak bizim sizin geçtiğimiz yollardan geçtiğimizi unutmayın. Hak etmediğiniz bir şeyi elde ettiğinizde bir gün bir şekilde mutlaka sizden çıkacağını unutmayın.

Read Full Post »

Ada!

Ah efendim! “Göller bölgesinde bir ada” olmanın affedilmez cürmünü nasıl tahmin edebilirsiniz ki; biliyorum mükeddersiniz; ama muğber olmadığınızdan eminim; belki bir miktar ye’se uğradınız lâkin kahırlanma lüksüne sahip olmadığınızı biliyorsunuz, çünkü “göller bölgesinde ada” olmayı bilerek tercih ettiniz.Ah efendim!”Paran çoksa kefil, işin yoksa şâhit ol” alçaklığına neredeyse vecîze kıymeti atfedildiği bir cıvıklık ve nâmerdlik ikliminde kârzarar hesabına bakmadan, “elâlem ne der” endişesine kapılmadan, çekinilmesi gereken “asıl mercii”den gayrısına fütûr göstermeden Hakk’a şehâdet ve “sa’y”e kefâlet etmenin ne gereği vardı sanki?

İnsanları eğitime teşvik etmek, zihinlerini bilgi ve hikmetle aydınlatıp genişletmek, geçmiş zaman efsânelerine gönüllü kölelik etmek yerine onları eskimeyen bilgiler etrafında şimdiki zamanın bilgisini haiz hür efendiler kılmak için didinmek neyin nesi oluyor efendim? Geleceğin hür ve bilgili insanlarına yatırım yaparken gönüllü köleleri ve yarı cahilleri tahrik edeceğinizi hesaba katmadığınız için suçunuz büyük. Siz, eski köye yeni âdet getirdiğiniz için de suçlusunuz: Tahakkukunu mûcizelerden beklediğimiz, en iyi ihtimalle uzak torunlarımıza havale ettiğimiz hülyâlarımızı sanki sıradan bir iş görüntüsüyle ve mütevazı bir karınca sabrıyla teker teker gerçekleştirdiğiniz için cürmünüz affedilemez!

Sizden şüphelenmekte yerden göğe haklıyız efendim: Mâziniz köpüklü yayla derelerinde yerli sabunla çitilenmiş bir beyaz mendil kadar temiz (ve tabii buruşuk!), şahsî servetiniz havsalamızı kurutacak derecede cüz’i, beşerî zaaf siciliniz insanı tedirgin edecek ölçüde fukara. Buna mukabil itibarınız anlaşılmaz ölçüde vâsi; tahsil kariyeriniz hiç kimsede imrenti uyandırmayacak derecede sıradan; ama Türkçeye hâkimiyetiniz ve tasarrufunuz “âlâ” derecede; iknâ ve nüfuz kabiliyetiniz şaşırtıcı, millete hizmet siciliniz parlak muvaffakiyetle müzeyyen. Hele “dolgun başakların boynu bükük olur” kabilinden bir tevâzuunuz var ki, ardında alışageldiğimiz mülk ve dünyâ nîmetlerini bulamayınca biz darmadağın oluyoruz efendim! “Vird”iniz Hakk, tavsiyeniz sa’y ü gayret, telkininiz sabır, teşvikiniz müsbet ilim, istikametiniz sulh ve teennî. Sizden şüphelenmekte biz yerden göğe haklıyız efendim! Bu portre o kadar alışılmadık çizgilerle yüklü ki, ne kadar “dur hele foyası çıkar yakında!” diye imâl-i fikr etsek beklentilerimiz boş çıkıyor.

Bir şeyler yanlış efendim; evvelâ bir “din hizmetkârı” vasfıyla mâruf olduğunuz halde samimiyetinde iğne ucu kadar zaaf bulamadığımız “Türkiyeci” tavrınız, “yerli ve millî” nokta-i nazarınız bizi fena halde rahatsız ediyor; sizi zihnimizde hazır tuttuğumuz raflardan birine yerleştirmekte fena halde zorlanıyor ve sinirleniyoruz; bu kadar samimi, iyi niyetli, sulhperver, hoşgörülü, mütevazı olabilmek hakkını nereden alıyorsunuz? Buna hakkınız yok!

Bizi suçlamamalısınız efendim, bu işte bizim taksîrimiz yok; biz, ancak bizim tabiatımıza benzeyen tabiatları anlamak ve tasnif edip rahatlamak kabiliyetine mâlikiz. Siz, bizim yaygın standartlarımıza uymuyorsunuz; açık vermiyorsunuz, zaaf göstermiyorsunuz, Hakk’ı tavsiye ediyorsunuz, devletle didişmiyorsunuz, ucuz düşmanlık edebiyatına iltifat etmiyorsunuz, siyasette kendi dolabınızı kurma fırsatını istihkârla karşılıyorsunuz, insanları üretken olmaya yönlendiriyorsunuz, pek kolay olduğu halde kendi tekkenizi kurmuyorsunuz, kerâmet satmaktan hayâ ediyorsunuz, buğz ve nefretten kaçınıyorsunuz!

Olur mu efendim, bu kadarı da olur mu?

Siz bizim ölçülerimize göre standart dışı bir karaktersiniz; bizi bu halinizle çok rahatsız ediyorsunuz; bizde tedirginlik ve şüphe uyandırdığınız için bizi bile suçlamamanız bizi kahrediyor.

Efendim, bu kadar iyi olmaya hakkınız yok; bu kadar iyi olduğunuz sürece sizi anlamamaya ve size yakınlık duymamaya kararlıyız; “bunların kalbine niçin nüfûz edemiyorum” diye şahsî bir cehdiniz varsa, Dostoyevsky’nin “Karamazov Kardeşler” isimli eserindeki “Büyük Engizitör” faslını okumalısınız; o zaman bizi muhtemelen anlayacaksınız! Okuyunca göreceksiniz ki sizinle biz medeniyet tarihinin iki zıt karakterini temsil ediyoruz.

Sakın bir daha bizi bile affettiğinizi söylemeyin efendim; bu tavrınız bizi büsbütün çileden çıkarıyor: Biz sizde affedilmeye layık değerler bulamazken bize muğber olmadığınızı bile söylemeniz dayanılır gibi değil; bu kadarına hakkınız yok.

Âh efendim, göller bölgesinde bir kayık olmak dururken niçin “ada” olmayı seçtiniz?

(*) Hayırlı günah!

Read Full Post »

Görsel

Yazılı sorusu hazırlamanın ne kadar zor olduğunu tahmin edemezsiniz. Soruları seçmek zaten ayrı bir dert. Zor mu gelir, kolay mı gelir karar vermek kısmı zor.

Bir de soruları bilgisayarda hazırlıyorsanız özellikle şekilli sorularda elle çizmek zor olduğundan bilgisayar kullanmanız şart gibi.


Soruları seçip , bilgisayara tarayarak aktarıyorum. sonra word dosyasına yapıştırıp soruyu seçerek kırpıyorum. Yazılı kağıdı şablonuna soru numarasına göre diziyorum. Tabi 3-4 farklı grup olduğundan her gruba ayrı sorular hazırlandığından en az 40 soru için bu işlemleri yaptığınızı düşünün.. Üstüne üslük sayfayı kaydetmediğimden word  hata verip kapandı  ve saatlerdir uğraştığım sayfayı tekrar hazırlamak zorunda kaldım. Zor işimiz zor.. .

Read Full Post »

GörselBir tezim var, katılırmısınz bilmem. 

Bir şehirde,yörede insanlar neye önem veriyorsa bu kişiler arasındaki hitap şekillerine yansımıştır.

Örneğin; Kayseri’de gençler birbirine hitap ederken “Ortiğim” der yani “Ortağım”. Çünkü Kayseri’de ticaret önemlidir.

Bursa-M.Kemalpaşa”da da “sağdıç” diye hitap edilirdi. Çünkü düğün,dernek işlerine önem verilirdi. 

Bingöl’de “dezem”(amcaoğlu) veya abe(abi),akrabalık ilişkileri önemli.

Bursa’da “aga”, Düzce’de “abisinin” vs

Bu örnekleri artırmak mümkün. Buna uyan sizin bildiğiniz başka örnekler var mı? paylaşalım..

Read Full Post »

Akıllı Telefonlar

Akıllı telefonlar hayatımıza kolaylık sağlıyor. Siz de telefonu sadece Alo demek için kullanmıyorsanız yeni çıkan akıllı telefonları incelemenizde fayda var.

Yeni çıkan birkaç modelden bahsedeceğim.Bu modelleri incelemenizi tavsiye ederim.

1-Sony Xperia S

2-Samsung Galaxy S3

3-LG Optimus LTE

4-Sony Xperia GX (Yakında çıkacak)

İphone demeyin,şu an çıkan android telefonların birçoğu İphone’dan daha iyiler.

Görsel LGOptimus LTE2

GörselSony Xperia GX

GörselSamsung Galaxy S3

Görsel Sony Xperia S

Read Full Post »

Futbol..

G.Saray, Kadıköy’de Fenerbahçe ile berabere kalarak 2011-2012 Spor Toto Süper Lig’in şampiyonu oldu…

Bingöl’de şu an herkes sokakta, şampiyonluğu kutluyor. Trafik alt üst olmuş vaziyette. Futbolla fazla ilgilenmeyen biri olarak bu durum beni hem üzüyor hem de sevindiriyor. Üzülüyorum, çünkü insanların futbolu bu kadar kutsaması, hayatının en önemli amacı haline getirmesi, futbolla yatıp futbolla kalkması, sırf başka takımdan olduğu için tanımadığı bir insana sözlü veya fiili şiddet göstermesi bana yanlış ve bir o kadarda saçma geliyor. Bir yandan da Türkiye’nin doğusunda bile futbolun bu kadar birleştirici bir unsur olması,insanların etnik,siyasi hiçbir görüşe aldırmadan futbol taraftarlığı ile birlikte eğlenmeleri insanı mutlu ediyor.

Read Full Post »